Klasik Müzik Notları   Klasik Müzik   Besteciler  Eserler  Solistler  Hakkında  İletişim
 
 
 Eser, Besteci, Solist Aratın:
 

 




Klasik Notları Twitter Hesabı

Selam Verip Geçtiler

Güneşli kasım günü, köydeki evin balkonunda, Brahms'ın o çok sevdiğim 4. Senfonisini dinliyorduk eşimle,

-Kalıcı yapıt bırakanlar yaşıyor, dedim.

Eşim onayladı bu sözümü.

Brahms gerçekten yaşıyor muydu?

Şu soru da kaçınılmaz oluyor:

Bir ölüyü anmak onu yaşatmak mıdır? Kalıcı yapıt bırakmanın itici gücü ölümsüzleşmek ise, demek ölüm denen olay gerçek değildir, insanoğlu ölümsüzlüğe erişebilir.

Nasıl?

Anılarak, anılarda canlandırılarak. Helalleşerek ayrılmak belki de bunu sağlamak içindir. Yunus Emre,

Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selâm olsun


diyor, kıskanmadığını belirtiyor yaşamda bıraktıklarını.

Eski bir Yunan düşünürü tutturmuş, yaşamak ve ölmek aynı şeydir diye, derslerinde ve konuşmalarında yineleyip dururmuş bu sözü. Bir gün onu dinleyenlerden biri.

- Öyleyse neden ölmüyorsun, diye sormuş.

Adam,

- İkisi bir de onun için, diye yanıtlamış soruyu.

Yahya Kemal Beyatlı, bir kurnazlık edip, önce ölenlere selâm yollar.

Evvel giden ahbaba selâm olsun erenler.

Ayrılığın selâm sabahla olması güzeldir, kibarcadır doğrusu; ama ölümden ve ölüden korkuyu ortadan kaldırmaz. İlkel toplum insanının ölülerden ödü kopuyordu, ölenin yaşayanları kıskandığına inanıyordu. Dahası, ölenin adı oymak içinde başkalarında da varsa, onlara hemen o gün başka adlar takılıyordu: Ölen adam adını duyup da gelmeye kalkmasın diye.

Ölülere karşı duyulan bu korkunun sadece ilkel topluma özgü olduğu sanılmasın. Hamlet, sevgili babasının hayaletiyle konuştuktan sonra kovar onu, "Köstebek" der ona.

Ölülerin, savaşla, işkenceyle, açlıkla dolu olan bu dünyada yaşayanları kıskanmaları pek akla uygun görünmüyorsa da, ne yapalım ki, anlatılanlar bunu doğruluyor. Odysseus, Hades'e (ölüler dünyası) ilk gidişinde (bu yüzden ona iki ölümlü denmiştir) dostu Akhileus'u bulur, onu "kıral" diye selâmlar. Akhileus ise ona, ağlayarak,

- Hades'te kıral olmaktansa dünyada köle olmayı yeğlerim, der.

Ne acı sözdür bu!

Ölüm korkusunun ancak ruha inanmakla yenilebileceği söylenirse, ruhların ikide bir buralara gelmeğe kalkmalarını açıklamak güçleşir.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
(Yahya Kemal Beyatlı)

Böyle ise akıllarının burada kalmaması gerekirdi. Ölürken sevineni gören yoktur.

Cahit Sıtkı Tarancı,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak

demişti. Demek öteye alışmak kolay olmuyor.

Sonra, ruha, ruhun ölümsüzlüğüne inanmak da epey güç görünüyor. Amerikalı romancı Henry Miller, "Ben öldükten sonra ruhumu çağırın" demişti; öldü, ruhunu çağırdılar, gelmedi. Öteki dünyayı sevdiğinden mi, yoksa ruhu mu yoktu?

Biz gene Brahms'a ve "ölümsüzler" dediğimiz, kalıcı yapıtlar bırakanlara dönelim.

Bu büyük adamların hiçbiri, konuştuğumuz anlamda, ölümsüzlüğü aramış, istemiş değildir. "Ya anılmak?" diye sorarsanız, anılmak anılanca bilinmedikten, duyulmadıktan sonra neye yarar! Yaratıcı, ölümünden sonra anılmak için çalışıp didinmez. Her şey bu dünyada, bu dünya için olup bitiyor. Başka türlüsü nasıl düşünülebilir? Sanatlar, bilimler, politikalar sürekli bir değişim süreci içindedirler. Bu süreç dışında ölümsüzlüğü, hadi bu sözü bir yana bırakalım, kalıcılığı aramak boşuna çabadır. Brahms, Beethoven sonrası müziğinin yaratıcılarından biri idi, o koşullar içinde kalıcı olmayı başardı. Ama müzik sanatı orada durup kalmış değildir.

Sanatların, bilimlerin, politikaların eskiyen ve kalıcı olan yanlarını doğru değerlendirmek gerekir. Sanatlarda ilerleme değil, değişmedir söz konusu olan. Bilim adamlarının buluşları eskir, o buluşların yerini yenileri alır. Ama bütün bu yenilenmelere, değişmelere karşın, özde birlik sürer gider. Yaratıcı, uğraştığı dalın geçmişini bilir, geleceğini tam olarak kestiremez. Bu süreç içinde ölümsüzlüğü düşünmenin yeri yoktur.

Dinlediğim 4. Senfoninin büyüsü içinde çoksesli müziğin serüvenini düşünüyorum. Gesualdo'dan başlayalım: Gesualdo (1560-1614), çoksesliliğin dramatik gücüyle teksesli müziğin kişilikli anlatımını bağdaştıran madrigal müziğin yaratıcılarındandır. Onda Johannes Brahms'a bu sanatın geçirdiği değişim başdöndürücüdür. Brahms, klasik müzikle romantik anlayışı kaynaştıran yapılar yaratmakla ünlüdür. Ondan günümüze yetişmiş bütün yaratıcılar içinde ölümsüzlüğü, kalıcılığı hangisi daha çok hak etmiştir?

Bu sorunun yanıtı bulunamaz.

Büyük yaratıcılar selâm verip geçmişlerdir.


3 Kasım 1995
Cumhuriyet Gazetesi
İlginizi çekecek, öneririm:
Johannes Brahms, Senfoni No. 4 Op. 98 Mi Minör

Melih Cevdet Anday


Takip edilmekten korkmuyoruz!.. Takip için tıklayın: twitter.com/klasiknotlari



İlgili Yazılar


Referans bilgisi: "Selam Verip Geçtiler", 2012 , Klasik Notları sitesi, http://www.klasiknotlari.com/tr/327/Selam_Verip_Gectiler.html


 Bu sayfayı Facebook'ta paylaşın.

 Bu sayfayı Twitter'da paylaşın.


Klasik Notları Sitesi klasik müzikte kim kimdir, hangi dönem bestecilerinin eserleri nelerdir, hangi solistler ne virtüözüdür, kaliteli müzik nedir ne değildir... Konserlerde hangi abiye giysiler giyilir, altın elmas nasıl mücevherli takılar takılır!... Bestecilerin hayatları nasıldır, besteleri ne zaman yazılmış, nasıl ve neler ifade etmektedir, neden, niye, niçin gibi sorular için bir kaynak olma amacındadır.


ÇYDD


Klasik Müzik Notları
Mobil Kullanım İpuçları

  © 2009-2017 Klasik Notları | Klasik Müzik Sitesi | www.klasiknotlari.com